Deneyimden Geleceğe: Akademik Başarı ve Hayat Becerileri (Prof. Dr. Yücel Oğurlu)

Haber Tarihi: 08.12.2017
28 Kasım 2017 tarihinde yapılan Akademik Başarı ve Hayat Becerileri dersine, İstanbul Ticaret Üniversitesinde Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve Rektör yardımcısı olarak görev yapan Prof. Dr. Yücel Oğurlu katıldı.

Rektör yardımcımız konuşmasına kendisini kısaca tanıtarak başladı: “İlkokulu 1976, liseyi 1984 yılında bitirdim ve 1987’de ilk tercihim olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdim. Sonraki tercihlerim dilbilimle ilgili bölümlerdi. 13 yaşından itibaren dilbilime merak duymaya başladım ve bu alanda da makalelerim yayınlandı. Toplamda yayınlanmış yedi kitabım ve çok sayıda yurtiçi ve yurtdışı makalem var. Uluslararası ve ulusal projelerde de görev aldım. Yüksek lisans ve doktoramı Marmara’da tamamladım. İlk görev yerim Erzincan’dı. Bu süre zarfında görevlendirmeyle Kazakistan ve Hollanda’da bulundum. 2006’da İstanbul Ticaret Üniversitesinde göreve başladım. Burada Dekan yardımcılığından vekil Rektörlüğe kadar idarenin her aşamasında görev aldım.

2013 yılında Bosna Hersek’te, Uluslararası Saraybosna Üniversitesinde yaklaşık üç buçuk yıl Rektörlük yaptım. Görev süremin devamını istemelerine rağmen aile bütünlüğümüz bozulacağından kabul etmedim.

Aile demişken, ben genç yaşta, 23 yaşında evlendim; iki oğlum ve bir kızım var. Büyük oğlum, Hukuk alanında yüksek lisans yapıyor, kızım Hukuk Fakültesinde lisans öğrencisi, küçük oğlum ise Liselere Giriş Sınavına hazırlanıyor.”

Prof. Dr. Yücel Oğurlu, öğrenme sürecinin çocukluğunda başladığına ve hâlâ bu sürecin içinde olduğuna değindi: “Bahçeli, küçük bir evde doğdum. Toprağa dokundum, topraktaki küçük canlıları fark edip inceledim, fidan diktim ve eğitim sürecim böylece başlamış oldu. Öğrenme, aslında “beşikten mezara kadar” terk edilmemesi gereken önemli bir süreçtir. Bu süreçte zihnimiz ve içindeki sesler bazen ‘Sen her şeyi çok iyi biliyorsun’ diyerek bizi yanıltır. Bu sese kulak vermek tehlikelidir; çünkü düşüp yok olacağınız an, öğrenmeyi noktaladığınız andır. Yedi yıldır profesörüm; ama bir projeyi yönetirken, bir makale yazarken, bilirkişilik yaparken her seferinde yeni bilgiler ediniyorum. Öğrenme, uyanık olduğunuz hatta bazen uyuduğumuz sürece devam eder. Dinlerken, not tutarken, izlerken öğrenirsiniz. Etrafınızdaki her şey; gökyüzü, çiçekler, ağaçlar vb. size bir şeyler öğretir. Öğrenme karşısında ‘artık ben oldum’ demek, ‘ben öldüm’ demektir. Henüz birinci sınıftasınız… Dört yılda neler neler yapabilirsiniz? Birçok eksiğinizi giderebilirsiniz. Mesela, günde sadece on dakika ayırarak dört ayrı dilin temelini atabilirsiniz. Bunun dışında size şöyle bir tavsiyede bulunabilirim: İki, üç ders seçin kendinize ve o derslerde alabildiğince uzmanlaşın. Üniversite dönemini çok iyi değerlendirmeye bakın.”

Rektör yardımcımız kendi yaşantısından, tecrübelerinden yola çıkarak başarıyı açıklarken öğrencilerimize şu önerilerde bulundu: “Başarılı bir hukukçu ve profesör olmak, genç yaşta evlenip baba olmak,  bunlar benim açımdan anlamlıdır; ama tek başına yeterli değildir. Akademik başarı, hayatın çok küçük bir kesitini gösterir. Kişinin kendi başarılarına kapılıp insani tarafını kaybetmesi an meselesidir. İnsanlığını kaybetmiş birinin, birçok unvana sahibi olmasının, hayatın yekûnunda bir manası yoktur. İnsan, evrenin özünde olan bir varlıktır; anlamı başka yerde değil, iç dünyamızda aramalıyız. İstikrarlı bir hayatınız olsun... Böyle bir hayat sürdürmeye çalışıyorum. Başlangıçta kendinize ulaşamayacağınız, altında kalacağınız hedefler belirlemeyin, hayal kırıklığına uğrarsınız. Ben öncelikle küçük ve gerçekleştirilebilir hedefler koydum önüme. Size de böyle bir yol izlemenizi öneriyorum.”

Hocamız ayrıca öğrencilerimize ‘toplumcu bir tarafınız olsun’ mesajını verdi: “Aynı topraklar üzerinde yaşıyoruz. Birimizin başarısı, bir anlamda hepimizin başarısıdır. Sizlerin başarısından gurur duyarım; çünkü bu benim de başarımdır. Kendinizi geliştirme yolunda atacağınız her adım, topluma bir katkı sunar. Başarılarımız biriktikçe, ülke kalkınır. Kaizen teorisi, Japon mucizesinin yaratıcısıdır. Bu felsefe, ‘Ancak ekip olabilirsen başarılısın’ der. Ekibin bir arada olması, aynı ideallere sahip olması önemlidir. Bireysel mutluluk, gerçek mutluluk için asla yeterli değildir. Maddi-manevi olarak ulaştığınız nokta, tek başına yeterli değildir. Ciddi meselelere kafa yormalısınız. İçinde bulunduğumuz coğrafyada gündem çok sıcak. Dünyanın geneline baktığımızda, 80 milyonluk orta ölçekte bir ülkeyiz. Tarihi ve kültürel açıdan iki yüz, üç yüz milyon insanla; dinî bağlarla bir buçuk milyar insanla, insanlık vasfıyla ise yedi milyar insanla bağlantımız var. Bu sebeple, toplumcu düşünceyi bir kenara atıp egoist yaşam tarzını benimsemeyi anlamlı bulmuyorum.”

Prof. Dr. Yücel Oğurlu, dostluk kavramına da değindi: “Yeni tanıştığınız birine yüzde yüz kredi vermeyin, yüzde yetmiş krediyle başlayın. Yoksa hayal kırıklığına uğrarsınız. Hiç kimse kusursuz değildir. Sadece karşımızdakine değil, dönüp kendimize de bakmalıyız. Bizim kusurlarımız yok mu? Hatasız dost arayan dostsuz kalır. Bizde son zamanlarda “kusur” deyince, fiziksel görünüşe dair kusurlar geliyor akla. Aslolan ruh ve zihin dünyamızın kusursuzluğudur, darmadağınık olmamasıdır. Kırk bir yıllık dostlarım var. Aralarında yazar, şair, genel müdür, pazarcı, esnaf olanlar da var. Arkanızdan iş çevirmeyen, güvenebileceğiniz ve sizi yarı yolda bırakmayacağına inandığınız kişi sizin gerçek dostunuzdur. Aklınızı, ruhunuzu besleyecek dostlar edinin. ‘Şunu şöyle değil de, böyle yapsaydın iyi olurdu’ diyebilecek dostlara ihtiyacınız var. Aklınızı çelmeyecek, size yardımcı olacak, ‘adam gibi adam’ olan dostlarınız olsun çevrenizde. Buradaki ‘adam’da cinsiyet ayrımı yok, kelime insan manasında ‘âdem’den gelir. İnsani kalitesi düşük kişilerden uzak durun. Sizin kuşak dost edinme konusunda biraz daha şanssız maalesef; değer yargıları size gelene çok kadar hızlı değişti ve “para” en kıymetli varlık oldu. İnsanlara, parası olduğu kadar değil, insani kalitelerine ve yüreklerine bakarak değer vermenizi öneririm.”

Hocamız, yaşamındaki zorlukları nasıl aştığı, yaptığı işlerden pişmanlık duyup duymadığı konusundaki soruları şöyle yanıtladı: “Zorluklara zihnen hiç takılmadım. Dört çocuklu orta sınıf bir aileydik ve altmış metrekare bir evde yaşıyorduk. 1980 öncesinde geceleri saatlerce elektrik kesintileri olurdu. Dört kardeş, gaz lambasının ışığında, yer masasının etrafında derslerimizi çalışırdık. O altmış metrekare küçücük evden iki profesör, bir hâkim ve çok iyi bir ev hanımı çıktı... Babamın dokuma atölyesi vardı. Orada hem patrondu, hem de çalışan. Patronluk taslayıp çalışmasaydı geçinemezdik. Hatta bize de ihtiyaç olurdu, okul çıkışında ve hafta sonlarında zamanımız atölyede geçerdi. İlkokula giderken iki kilometre yol yürürdük. Yağmur, çamur, kar… Üstelik yollar şimdiki gibi değildi. Ortaokul yıllarında da okula ulaşmak zordu. En az bir kilometre yol yürür, sonra minibüse biner ve kırk dakika öyle giderdik. Evet, çocukluğumuz zor şartlarda geçti ama bunun zorluk olduğunu hissetmezdik; çünkü 1970’lerin Türkiye’sinde çevremizdeki herkes aynı sıkıntıyı yaşardı, yoksunluk herkeste vardı. İmkânlarımızın sınırlı olması bize paylaşmayı öğretti. Bir parçacık gofreti bile her gün alamazdık, alabilen bölüp yanındaki arkadaşına verirdi.”

“Üniversitede idealim olan yeri kazandım diye zorluklar bitti mi? Ne yazık ki hayır! 1980 askeri darbesi sonrasıydı… O yıllarda kitaplara erişim çok güçtü. Kıt kaynaklarla yaşıyorduk, çoğu arkadaşımın kitap alacak parası bile yoktu. Bulabildiğimiz kaynakları fotokopilerle çoğaltırdık. Mesela Cemil Meriç’i çok az kimse bilirdi. Fotokopilerini bulup çoğaltıp okumuştuk arkadaşlarımızla.”

“Lisans eğitimim bitince yüksek lisans yapmaya karar verdim. Doktoramın son aşamasında Türkiye farklı bir döneme girdi. İdeolojiler keskin bir şekilde devreye girince akıl devre dışı kalır. Cemil Meriç’in bu konuda çok doğru bir sözü vardır: ‘-izm'ler, idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir’. Sağ-sol çatışması da Türk aydınına giydirilmiş deli gömleğidir. Siz siz olun ezberlerle, zanlarla hareket etmeyin. Aklı devre dışı bırakacak keskin inançlardan uzak durun. Aklınızı ve gönlünüzü tamamen bir başkasının eline vermeyin, kendinizde tutun. Allah’tan başka kimseye de tamamen teslim olmayın.”

“Hayatımda pişman olduğum hiçbir şey yok diyebilirim; çünkü bir işi yapmadan önce iyice düşünürüm ve o işin erbabına danışırım. Danışma işini, bir ‘makara sistemi’ gibi düşünün. Gücünüz yetmiyorsa, yükü makarayla kaldırırsınız. Danışmak da öyledir. Bilen birine, işi uzmanına veya hayat tecrübesi yüksek birisine danışarak yükünüzü hafifletirsiniz. Güzel bir atasözümüz vardır: ‘Danışan dağlar aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış.’ “Danışmak ufkunuzu açar. İstişare etmek Allah’ın emirlerinden biridir ayrıca. Bir işi ehline soran toplumlar ilerler. Yaptığım işlere, âkil insanlara danışarak, muhakeme ederek karar veririm. Hatalıysam vazgeçerim ama pişman olmam; çünkü hata yaptığım süreç de bana bir şeyler öğretir.”

Prof. Dr. Yücel Oğurlu, zaman yönetimi konusunda öğrencilere şu tavsiyelerde bulundu: “Zamanınızı iyi düzenlemek çok önemlidir. Gün bile yirmi dörde bölünmüş değil mi? Bir gününüzü ders, uyku, yemek, eğlence, ruhunuzu besleme gibi vakitlere bölün. İstikrarlı bir şekilde ders çalışmaya zaman ayıramıyorsanız zorlanırsınız. Bu dünyada kısıtlı zamanımız var ve zamanı en iyi şekilde değerlendirecek yatırımlar yapmalısınız kendinize. En doğru yatırım, ruhunuza, aklınıza ve beden sağlığınıza yaptıklarınızdır. Aklı doğru yerde kullanmak gerek. Kendinize, yakın çevrenize ve insanlığa hizmet edecek bir şeyler yapmanız lazım. Ruhunuzu da besleyin. Ruh nasıl beslenir? Toplum yararına çalışarak, bir ihtiyaç sahibinin derdine derman olarak, dua ederek, meditasyon yaparak, muhtaçları ve hayvanları koruyup kollayarak, iyi insanlarla birlikte olarak vb. İyiliği hayatınızın merkezine koyarsanız ruhunuz ruh beslenir. İyilik herkese, hiçbir ayrım gözetmeksizin yapılmalıdır. Bulunduğumuz mekânların sahibi değil, yolcusuyuz. Bizden öncekilerin gelip geçtiği gibi, bir gün bizim de misafirliğimiz sona erecek. Bundan ibret alarak güzergâhı sahiplenmemek ve sadece üzerinden geçip gittiğimizi bilmemiz gerekir. Şairin dediği gibi “Gök kubbede hoş bir seda” bırakmak en önemlisi.”

Rektör yardımcımız, sevgi odaklı yaşama ve aileye değer verme konularında şu hususlara değindi: “Sevgimizi göstermekte zorlanırız toplum olarak. 2007’de anne ve babamızı bir uçak kazasında kaybettik. Dört kardeş bu ağır travmayı birbirimize kenetlenerek atlattık. Zaman zaman ‘keşke onlarla daha çok vakit geçirseydim, onları daha çok gezdirebilseydim’ diye düşünüyorum. Ebeveynlerinizin çoğu yaşadıkları kadar daha yaşamayacaklar. Onlara göstereceğiniz sevgi, ailenizin atmosferini de sizi de değiştirir. Sevgi paylaştıkça çoğalır, acılar paylaşıldıkça azalır. Hayatınızın merkezine insanı, sevgiyi, merhameti, iyiliği oturtursanız yanılmaz ve pişman olmazsınız. Bizim toplumuzda anne, sevgisini rahatlıkla gösterebilir; ama babalar bu konuda biraz daha çekingen dururlar. Bunun sebebi belki de toplumumuzda erkeğe atfedilen vasıflardır. Şundan yüzde yüz emin olun, her ne kadar sevgisini gösteremese de babanız sizi gerçekten çok seviyordur. Geçici sevgiler, çıkar üzerine kurulu göstermelik sevgiler uçar gider. Ama, anne-babalarınız, bu dünyada sizi karşılıksız seven yegâne varlıklarınızdır. Bunu da lütfen unutmayın.”

Prof. Dr. Yücel Oğurlu, derste güncel sorunlara dikkat çekti: “Günümüzde insanı megalomanlaştıran söylemler var. ‘Sen teksin, en özelsin, çok güzelsin…’ Kendinizi asla insanların üzerinde bir yerde konumlandırmayın. Bir insan ne kadar güzel, ne kadar özel olursa olsun eğer ukalaysa bence değerini sıfırlamış olur. Tevazu sahibi olmak önemlidir. Özünüzü, içinizi, gönül saflığınızı korumaya, kirletmemeye çalışın. Hayatta sizin canınızı sıkan çok şey olacak; ama bunlara takılıp kalmayın.
 
  Oğurlu, ülkenin daha iyiye gitmesi için yapılması gerekenlere de değindi: “Bu büyük gemide birlikte yol alıyoruz. Dil, din, mezhep farklılıklarını keskinleştirmeye, bizi başka bir yerde konumlandırmaya çalışarak ülkemizi bölmek isteyen güçler var. Üzerimize oynanan oyunlara karşı uyanık olun, tuzağa düşmeyin. Keskinleşen hatlar ve oynatılan fay hatları ülkeleri nasıl bölüyor, bunu komşu ülkelerde gördük. Bütün ülkenin bunun aksine çözümler için seferber olması gerekiyor.”

Hocamızın, gruplar halinde gelmeleri halinde kapısının her zaman açık olduğunu dile getirdiği dersinin sonunda öğrencilerimiz, akademik başarı ve hayat derslerine dair aldıkları mesajlardan mutlu olarak salondan ayrıldılar.