TR EN

Haberler

100 yıllık Türk Sinemasına Sanatsal ve Bilimsel Bakış

İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nün MÜSİAD ve Beyoğlu Belediyesi işbirliği ile düzenlediği Türkiye’de Sinema Tarihi Sempozyumu 17-19 Kasım tarihleri arasında üniversitenin Sütlüce Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi.

Derviş Zaim’in yönetmenliğini yaptığı Gölgeler ve Suretler filminin gösterimi ile başlayan etkinlikler, 100 yıllık tarihi içerisinde Türk Sinemasının birbirinden kıymetli filmlerinin afişlerine yer verilen Türk Sineması Sergisinin açılışıyla devam etti.

 

Serginin açılışını İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazım Ekren ile MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak, İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mete Çamdereli ve MÜSİAD Basım Yayın & Medya Sektör Kurulu Başkanı Mehmet Yıldız gerçekleştirdi.

 

Türkiye’de Sinema Tarihi Sempozyumu’nun açılış konuşmaları ise İstanbul Ticaret Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Rıdvan Şentürk ile MÜSİAD Basım Yayın & Medya Sektör Kurulu Başkanı Mehmet Yıldız tarafından yapıldı. Sempozyumun protokol konuşmaları bölümünde  İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazım Ekren ile MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak söz aldı. Ardından İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mete Çamdereli, sinemanın kültürümüzle kurduğu naif ilişkiyi konu alan bir konuşma yaptı.

Derviş Zaim’le başladı.

Sempozyumun ilk oturumu Yönetmen Derviş Zaim ile söyleşi ile başladı. Doç. Dr. Rıdvan Şentürk’ün moderatörlüğünü yaptığı söyleşide Türk Sinemasının oluşum dönemlerinde Hollywood ve Avrupa sinemalarıyla kurulan ilişki, 1960’lardan itibaren yönetmenlerimiz özgün bir film dili kurma çabaları ve bu konuda yaşanan tartışmalar ve dünya üzerinde yerel kültürlerden beslenerek kurulan orijinal sinema gelenekleri üzerinde duruldu. Zaim Cenneti Beklerken, Nokta, Gölgeler ve Suretler filmlerinde hat, minyatür ve orta oyunu gibi klasik sanatlardan istifade eden bir film dili kurduğunu söyledi.

 

"Türk Sinemasında Dağıtım ve Salon Sorunları" paneli ülkemizde sinema sektörünün yapısını şekillendiren isimler katıldı. Yapımcı Mahmut Özden’in başkanlığını yaptığı oturumda Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Cem Erkul, Yönetmen Faysal Soysal, Avşar Film’den Murat Çiçek ve İstanbul Film Prodüksiyon ve Dağıtım Şirketi’nden Adnan Şapçı yer aldı.

Sinema salonlarında hafta içi sabah seanslarında seyirci problemi olduğuna değinen Cem Erkul, Kültür Bakanlığı’nın sabah seanslarındaki yerli filmlerin biletlerini belli oranda satın alma ihtimali olduğunu söyledi. Murat Çiçek Türkiye’de sinema sezonunun Kasım-Şubat dönemine sıkıştığını, bu aylarda yüzde 80 oranında doluluk oranına ulaştığını ancak yaz aylarında bilet satışlarında ciddi bir sıkıntı olduğunu vurguladı. Panelde konuşan Adnan Şapçı sinema salonlarının kaçınılmaz bir şekilde piyasa filmi istediğini, sanat filmleri gösteren sinema salonlarının devlet tarafından sübvanse edilebileceğini ifade etti. Geçtiğimiz aylarda ilk uzun metraj filmi Üç Yol’u çeken Faysal Soysal ise dağıtımcıların sanat filmleri ile gişe filmlerine eşit şartlarda yaklaşmadığını ve adaletli davranmadığını söyledi.

 

Türkiye’de Sinema Tarihi sempozyumunun ikinci günü “Türk Sinema Tarihi Yazımı ve Sorunları” adlı panelle başladı. Panelde sinema yazarı İhsan Kabil ve Şehir Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Peyami Çelikcan katıldı. Doç. Dr. Rıdvan Şentürk ise panelde moderatör olarak yer aldı.

İlk sözü alan Peyami Çelikcan öncelikle Türk sinemasının  100. yılında olduğumuz iddiasına değindi. 1914’te çekildiği söylenen ve bugün herhangi bir kopyası bulunmayan Fuat Özkınay’ın çektiği Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı filminin başlangıç noktası olması sorunlu olduğunu vurgulayan Çelikcan bu tarihten önce Osmanlı döneminde çekilen filmlere, sinema salonlarına, gösterimlere, sinema ile ilgilenen topluluklara konuşmasında geniş yer ayırdı.

Maneke Kardeşlerin 1905 yılından itibaren çektiği filmlerin burada göz ardı edildiğini söyleyen Çelikcan,“Ancak 1914 öncesine odaklanan araştırmalar sinema tarihimize özgün ve sağlıklı bir yaklaşım geliştirilebilir” şeklinde konuştu.

Peyami Çelikcan Türk sinema tarihinin yazım sorunlarını ele aldığı konuşmasında “İdeolojik bariyerler sebebiyle Osmanlı dönemindeki birikimimize set çekiyoruz. Barışmak, anlamak ve analiz etmek bakımından Osmanlı dönemi sinemasıyla irtibat kurulmalıdır. Tarih şuan ile geçmiş arasında kurulan bir diyalogdur. Bu sebeple 1914 öncesini göz ardı eden bir yaklaşım kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Panelde söz olan diğer bir konuşmacı İhsan Kabil ise Türk sinema tarihinin bütünlüklü bir tarihsel süreç olarak yazımına odaklanan yazalar olduğunu söyledi. Nijat Özön ve Alim Şerif Onaran’nın başında itibaren Türk sinemasının tarihini kaleme almaya çalıştıklarını belirtti. Bununla birlikte çalışmalarının bir bölümünde sinema tarihimizin belli bir kısmına yer ayıran yazarlar vardır diyen Kabil, Halit Refiğ’in Ulusal Sinema Kavgası adlı eserinin burada zikredilebileceğini söyledi.

Siyasi gelişmelerin kültürel hayatı doğrudan etkilediğini söyleyen Kabil, bunun sonucu olarak tek parti yönetimine tanık olduğumuz dönemde Muhsin Ertuğrul’un da 1938’e kadar tek yönetmen olduğuna tanık oluyoruz. 

İhsan Kabil, “Bizde mesleki bakımdan yer alan yapımcı ve yönetmenlerin sinema ile halk eğlenceliği ürettiği düşünülüyor. Ancak aynı dönemde Akira Kurusowa Run filmini çekerken filme oldukça fazla sayıda ilim adamının danışmanlığını alarak filmini tam bir otantik kültürel ürün haline getirir” şeklinde konuştu.

 

Daha sonra söz alan İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Ceylan, Osmanlı döneminde kanuni düzenlemelerde sinemaya yönelik hiçbir engelleyici tutum gösterilmediğini ve sinematografın kullanımına ve film gösterimlerinin yapılmasına ilişkin gerekli hukuki düzenlemelerin yapıldığını söyledi.

 

Etkinlilerin ikinci günü düzenlenen bir diğer panelde ‘Türk Sineması ve Özgünlük Arayışı’ konusu tartışıldı. Panelde konuşan Orhan Ünser, “Türk sinemasının özgünlük arayışını konuşmak için sinemamızın başlangıcına gitmek gerekiyor” dedi. Ünser, “1917 yılında Sedat Simavi ilk kurmaca film olan Pençe’yi çekmiştir.  Sedat Simavi 21 yaşında Mehmet Rauf’un yazdığı Pençe oyununu filme aktarmıştır. Aile müessesesi üzerine kuruludur bu oyun. Pençe aynı zamanda Türk Sinemasının ilk özgün örneğidir” şeklinde konuştu. 

 

Panelde söz alan Yardımcı Doç. Dr. Ebru Karadoğan İsmayılov da, Türk sineması ve özgünlük konusunu değerlendirirken, yaşayan gelenekle sanat eseri arasında bir irtibat olması gerektiğini belirtti. Toplumsal gerçeklikte gelenek ile yapılan bir savaş varsa sanat eserleri de hastalıklı hale gelir diyen İsmayılov, “Düşünce yapımızı ve algılarımızı fragmanlara ayırmadan tarih ve bugün üzerinde diğerlerinin pozisyonunu ve birikimini de kuşatmalıyız” dedi.

 

Marmara Üniversitesi’nden Zeynep Çetin Erus ise, ulusal bir sinema dili kurma arayışında olan Metin Erksan ve arkadaşları edebiyattan ciddi bir şekilde beslenmekte olduklarını söyleyerek konuşmasına başladı. Halit Refiğ ve Metin Erksan’ın 60-65 arasında entelektüel düzeyi yüksek filmler yaparlarken, 65 sonrası popüler filmler yapmaya yöneldiklerini söyleyen Erus, hem mesleki ve ticari zorlamaların hem de siyasal koşulların burada etkili olduğunu ifade etti.

 

İstanbul Ticaret Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nden Zafer Topaloğlu ise panelin konusu olarak özgünlük kavramının tercih edilmesinin yerinde olduğunu ancak bu kavramdan ne anlaşıldığının üzerinde durulması gerektiğini söyledi. Kendine has olma ve yaratıcı olma olgularının pratikte anlaşılabilir olmadığını belirtti. “Bu bakımdan sinemamızda istisnalar hariç kendine has bir sinema dili oluşmamıştır” diye ekledi. Topaloğlu konuşmasında “Amerika’da hâkim endüstri pratiğine karşı çıkan yönetmenler ortak bir endüstri yapısı kurarlar. Bireysel olarak gayret gösterip, oturmuş bir sinema endüstrisinden mahrum kalarak filmlerini çekmişlerdir” dedi.

Sinema Tarihi sempozyumumun son günü ‘Türk Sinemasında Modernleş(tir)me’ paneli ile başladı. Panel moderatörü Nejat Çetinok “sinema seyircisini kendisi mi yaratır yoksa seyircisini hazır mı bulur” diye sorarak sözü panelistlere bıraktı.

Asrilik kavramını ele alarak konuşmasına başlayan Doç. Dr. Ayla Kanbur Niyazi Berkes’in laiklik ve sekülarizm arasındaki fark üzerinden modernleşme ve çağdaşlaşmayı anlattığını söyledi.  Asrileşmek ve Batılılaşmak kavramlarının birbiriyle karıştırıldığını söyleyen Kanbur “sekülarizm çağdaşlaşmak, asrileşmek anlamına gelir” dedi.

Panelde konuşan Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nezih Erdoğan, modernleşme ufku ortaya çıktığında batı medeniyetinin anlaşıldığını söyleyerek Türk sineması modernleşmeyi nasıl ele aldı sorusu ile söze başladı. “Büyük şehirler batılı değerleri temsil ederken, taşra ve köy ise yerel değerleri ve kültürleri temsil ediyor” diyen Erdoğan “Yeşilçam yoz değerlere sahip, batılı gibi gözüken aileleri meşru gösteriyor. Bu aileye keskin bir eleştiri getirmez, Anadolu değerleri bulundukları yerde değil, büyük şehirlere girdikleri zaman meşru çerçeveye dahil olur” şeklinde konuştu. Erdoğan sinema ve nostalji konusuyla ilgili olarak ise “nostalji de modern bir durumdur. Geleneksel toplumlarda nostalji diye bir şey yoktur” ifadelerini kullandı.

 

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Savaş Arslan ise Türkiye’de modernleşmenin yapısı hakkında açıklamalarda bulunarak sözlerine başladı. Arslan, “modernleşme sürekli olarak Batılaşmayı beraberinde getirir. Köydeki zaman beş vakit ile tanımlanır. Şehirde ise saat ve modern iktisadi düzen zamanı tanımlar. Şehirlere dönüldüğünde inancın şehir değerlerine adapte olması ile bir ahlaki boşluk oluşur. Anadolu’dan gelen değerler ise bu ahlak boşluğunu doğurur” şeklinde konuştu. Ahmet Rasim’in Şehir Mektupları, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur ve Peyami Safha’nın Cumbadan Rumbaya adlı eserleri üzerinden Osmanlı ve Türkiye toplumlarında modernleşmenin gündelik hayatla irtibatlı algılanış biçimlerini anlatan Arslan, “Batılılaşma ile modernleşme eşdeğer anlaşıldığında sürekli olarak cumbadan rumbaya geçiş halinde oluyoruz” şeklinde konuştu.

 

Sempozyumun son oturumu olan ‘Türk sineması ve Toplumsal Tarih’ adlı panelde, Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Nigar Pösteki, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat İri ve Tarihçi Ali Özuyar konuşmacı olarak yer aldılar. Panelin moderatörlüğünü ise İstanbul Ticaret Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ala Sivas Gülçur gerçekleştirdi.

Panelde ilk olarak söz alan Nigar Pösteki, sinemanın toplumsal yaşamı yansıtmakla kalmayıp aynı zamanda yönlendirmekte olduğunu, yönetmenlerin filmin birçok öğesi ile ideoloji, propaganda, mesaj iletimi yapabileceğini söyledi. “Çeşitli devletler toplumları şekillendirmek için sinemayı kullanmışlardır” diye ekledi. Yeşilçam sineması için “şarkılı, çalgılı ezanlı” tabiri kullanılarak bir halk sineması olma yönünün vurgulandığını söyleyen Pösteki, Yeşilçam’ın ağdalı melodramlar, tarihi kahramanlık filmleri, dini duygulara seslenen filmler, yabancı çizgi roman ve westernden uyarlanan filmler gibi farklı tarzda filmler içerdiğini ifade etti. Sinemada toplumun merkezde olduğu yaklaşıma dikkat çeken Pösteki, Halit Refiğ, Metin Erksan, Duygu Sağıroğlu gibi yönetmenlerin toplumsal gerçekçiliğin sanatsal ve estetik yönlerini ortaya çıkardıklarını belirtti. “Köy filmleri de bu bağlamda anılabilir. Metin Erksan bu alandaki ilk yönetmendir. Toprak ağalığı konularını işleyen filmler de Yeşilçam yapısından ayrılır ve toplumsal gerçekçi türe dahil olur diyen Pösteki, Gecekondu filmleri hakkında ise “kentleşme sorunuyla birlikte güney doğudaki toplumsal problemleri de gözler önüne serer” ifadelerini kullandı.

 

Murat İri ise sözlerine ülke sinemalarının küreselleşme sürecinde yaşadıkları serüvene dikkat çekerek başladı. “Yerel sinemalar küreselleşmeden nasıl etkilenmişlerdir?” sorusunu sordu. 

Sinemanın üç veçhesi olduğunu söyleyen ve bunları film, izleyici ve endüstri olarak ifade eden İri, gündelik yaşam pratiklerinin Türkiye’de ulusal kimliğinin inşa edilmesinde olan etkileri üzerine konuştu. 

1923 ve 46 döneminde Türk sinemasında milliyetçilik tartışmalarına dikkat çeken Murat İri, “Türk devlet geleneği Osmanlı döneminden itibaren devam etmektedir.  ‘Milletini araya devlet, kadınını arayan erkek’ bu dönemin temel metaforlarıdır” ifadelerini kullandı.

 

Panelde yer alan son konuşmacı Ali Özuyar, Osmanlı döneminde sinema ile ilgilenenlerin azınlıklar olmasının, sinema öncesinde eğlence sektörünün azınlıklar tarafından işletilmesiyle irtibatlı olması ile açıkladı.

Ali Özuyar, “Müslüman tebaanın filmle tanışması ilk gösterim olan Sponek birahanesinde olmamıştır. 9 şubat 1907’de bir Ramazan gününde Lumiere Kardeşler filmleri ile ilk gösterim yapılmıştır. Osmanlı’da Rum tebaa sinemaya olan ilgiyi fark edip işletmeciliği sahiplenmişlerdir” tespitlerinde bulundu.  “Osmanlı devleti sinema ile ilgili gelişmeleri her safhada takip etmiştir” diyen Özuyar, dünyada sinema üzerine ilk hukuki düzenlemeyi 29 Mart 1903 tarihinde yapan Osmanlı Devleti’nin yaptığını söyledi. Osmanlı’da İstanbul dışındaki vilayetlerde de sinemanın geliştiğini anlatan Özuyar, 1910 yılında Adana Rum cemaati bölgedeki ilk sinemayı kurmuştur. “Trabzon’da da yine Rumlar tarafından açılan bir sinema olmuştur” dedi.

Müslüman Türk tebaanın 1. Dünya savaşı ile birlikte film yapımına başladığını ifade eden Özuyar, Türk müteşebbisler ekonomik ve kültürel bir girişim olarak sinema sektörüne girmişlerdir. “Açılan ilk sinema daha önce Fevziye Kıraarhanesi olan Emperyal Sinema (savaş döneminde Milli Sinema olarak adlandırılan) olmuştur” diye konuştu. Panel, moderatör Ala Sivas Gülçur’un katılımcılara taktim ettiği Fidan sertifikalarının ardından sona erdi.

DİĞER Haberler

İstanbul Ticaret Üniversitesinde Gazze İçin Adalet Arayışı ve Uluslararası Hukuk Tartışıldı
6 Kasım 2026 İstanbul Ticaret Üniversitesinin Paydaşları Arasında Yer Aldığı 6. Korkut Ata Türk Dünyası Film Festivali Başladı
5 Kasım 2026 İstanbul Ticaret Üniversitesi, Korkut Ata Film Festivali’nde Yönetmenleri ve Sanatseverleri Buluşturuyor
4 Kasım 2026 COP31’e Doğru Webinar Serisinin Kapanış Oturumunda “Döngüsel Kampüs” Projesi Tanıtıldı
4 Kasım 2026 İstanbul Ticaret Üniversitesinin Katkısıyla Üsküp’te Muhafazakârlığın Psikolojisi Tartışıldı
3 Kasım 2026 Erasmus Days Kapsamında Giden Öğrenci Oryantasyonu Gerçekleştirildi
2 Kasım 2026 Erasmusfest ile Uluslararası Kültürler Bir Araya Geldi
2 Kasım 2026 ‘Kültürel dışa açılma’ projesi, TEDA’da sıra yeni etaba geldi
2 Kasım 2026 COP31’e Doğru Webinar Serisinde İklim Finansmanı ve Ticaret Ele Alındı
28 Ekim 2026 Avrupa’da Finale Kalan MİYLOW’a Türkiye’den Ödül
27 Ekim 2026
WhatsApp Memnuniyet Yönetim Sistemi