İstanbul Ticaret Üniversitesi Medeniyet ve Düşünce Kulübü’nün düzenlediği “Hukuk ve Edebiyat” programına Sibel Eraslan konuk oldu.
Bir hukukçu olmasının yanı sıra yazarlık kimliği de olan Sibel Eraslan hukukun edebiyat ile olan ilişkisinin ne düzeyde olduğunu bizlere açıklarken; dünya edebiyatının en önde gelen isimlerinden örnekler vererek, edebiyatın beslendiği en önemli kaynaklardan birisinin hukuk olduğunu belirtiyor. Ernest Hemingway, Fyodor Dostoyevski, Muhammed İkbal, Victor Hugo, Sait Faik gibi yazarların romanlarında konu edindikleri meselelerin özünün hukukun temel kavramları olduğunu belirten Eraslan; esas itibariyle bu tür önemli yazarların kendi fikir dünyalarında yaşadıkları sorgulamaları romanlarına yansıtarak kendilerince bir hukuk arayışlarına girdiklerini belirtiyor.
“Yazmak Şerh Etmektir”
Sibel Eraslan konuşmasına şu şekilde devam etti: “Sevdiğimiz şeyler ile kurduğumuz şeylerin alakalı olduğunu görebiliyoruz. Yani hayatımızda neyi seviyorsak ondan izler taşıyoruz. Hayata dair yapılan tanıklıklar insanlarla beraber gelir, onlarla devam eder. Yazmak bu bağlamda şerh etmektir. Bir hukukçu kelimenin kökenine inerken edebiyatla ilişki kurar ve bu kelimelerinin köklerini şerh eder. Hukukçu diğer insanlardan suçun anlaşılması bakımından farklıdır. Otopside ceset üzerinde üç boşluk açmanız gerekir. Birinin karnından vurularak öldürüldüğünü görüyor olsanız dahi, cesedin kafatasını, göğüs boşluğunu ve karın boşluğunu açmanız gerekir. Adli tıp raporu bunu zorunlu kılar. Bunun yanında edebiyatçının da bu üç boşluğu açması gerekir.”
İyi Bir Edebiyatçı Olmak İçin: Cesaret
Eraslan, edebiyatın otopsi ile olan ilgisinin bu üç boşluk üzerinden yürüdüğünü dile getirdi. Sibel Eraslan’a göre bu boşluklar cesaretle açılmadığı sürece iyi bir edebiyatçı olunamaz. Edebiyat teşebbüs aşamasında bir suç olmasa da taammüt aşamasında bir suç olarak kalmaktadır.
Eraslan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Otopsiye geri dönecek olursak açmak zorunda olduğumuz boşluklardan devam edebiliriz. İlk boşlumuz kafatası; kafatası zihinsel süreci ifade eder. Burası kişinin fikri hayatının nerede geçtiğini açıklamaktadır. Edebiyatın teorik felsefi kısmı bu boşluğun açılması sonucunda ortaya çıkar. İkinci boşluk göğüs boşluğudur. Edebiyatın yaşayan, teneffüs eden, klasikleşmiş yapısı burada yer alır ki en önemli uzuvlardan kalp ve akciğerlere bağlıdır. Otopside açmak zorunda olduğumuz son boşluk ise karın boşluğudur. İnsanın sahip olma iddiası, ego, tutku, şehvet bu bölgeye aittir. Bu kısım alacakaranlık zamanlarında geçer. Hukuk bu karanlık süreçleri aydınlığa çıkarma teşebbüsüdür. Bu son boşluk adaletin en çok ihtiyaç duyulduğu yerlerdir ve insan buralardan geçerek aydınlığa çıkmaya çalışır.”


