İstanbul Ticaret Üniversitesi, Türkiye Gıda İşverenleri Sendikası (TÜGİS) tarafından düzenlenen ve çocuk işçiliğiyle mücadeleyi konu alan Avrupa Birliği destekli önemli bir projeye ev sahipliği yaptı. “Küçük Eller İçin Büyük Gelecekler: Çocuk İşçiliğine Hayır” projesinin toplantısında, uzmanlar Türkiye’nin bu alandaki başarılarını ve geleceğe yönelik hedeflerini paylaştı.
İstanbul Ticaret Üniversitesi, çocuk işçiliğiyle mücadeleye dikkat çekmek amacıyla önemli bir programa ev sahipliği yaptı. Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜGİS) ile Çalışma Hayatı Derneği tarafından düzenlenen ve Avrupa Birliği tarafından finanse edilip Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) desteklediği “Küçük Eller İçin Büyük Gelecekler: Çocuk İşçiliğine Hayır” projesinin açılış toplantısı Sütlüce Yerleşkesi Sadabad Salonu’nda gerçekleştirildi. Etkinliğe, Mütevelli Heyet Başkanımız Dr. İsrafil Kuralay, Rektörümüz Prof. Dr. Necip Şimşek, TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, Çalışma Hayatı Derneği Başkanı Dr. Nurcan Önder, Hukuk Fakültesi Öğretim Üyemiz Prof. Dr. İbrahim Subaşı TÜGİS yönetim kurulu üyeleri ve öğrenciler katıldı. Proje, Türkiye’de özellikle gıda sektöründe çocuk işçiliğini önlemeyi, toplumda farkındalık yaratmayı ve ilgili paydaşlara eğitimler düzenlemeyi amaçlıyor. Nihai hedef ise Türkiye’deki çocuk işçiliği oranını gelişmiş ülkeler seviyesine, yani yüzde 1’in altına düşürmek.

PROF. DR. ŞİMŞEK: “ÇOCUKLAR İSTİSMARDAN UZAK TUTULMALI, SORUMLULUK PEDAGOJİK FAYDA SAĞLAR”
Rektör Prof. Dr. Şimşek, konuşmasında çocuk işçiliğinin sömürüye dayalı ağır işlerde ve istismar ortamlarında çocukların bulunması anlamına geldiğini vurguladı. Prof. Dr. Şimşek, çocukların bu tür ortamlardan kesinlikle uzak tutulması gerektiğini belirterek, bunun hem insan hakları hem de çocukların geleceği açısından bir zorunluluk olduğunu ifade etti. Aynı zamanda, küçük yaşta sorumluluk almanın pedagojik açıdan olumlu etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Şimşek, çocuk yaştan itibaren kazandığı deneyimlerden de örnekler vererek, çocukların aile içinde ya da eğitim ortamlarında uygun sorumluluklarla karşılaşmasının özgüven kazanmalarını, hayata daha sağlam adımlarla tutunmalarını ve erken yaşta yaşam becerileri edinmelerini sağladığını dile getirdi. Prof. Dr. Şimşek, bu durumun, projede ele alınan istismarcı çocuk işçiliği ile kesinlikle karıştırılmaması gerektiğinin altını çizdi.

DR: İSRAFİL KURALAY: “ÇOCUK İŞÇİLİĞİ İLE MESLEKİ EĞİTİM AYRI TUTULMALI”
İstanbul Ticaret Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Kuralay ise konuşmasında çocuk işçiliği ile mesleki eğitimin birbirinden tamamen ayrı tutulması gerektiğini belirtti. Dr. Kuralay, Türkiye’de çocuk işçiliği oranlarının önemli ölçüde düştüğünü, bu alanda büyük mesafe kat edildiğini hatırlattı. Bununla birlikte, çocukların hiçbir şey yapmadan yalnızca eğitim hayatı boyunca pasif kalmalarını doğru bulmadığını ifade eden Dr. Kuralay, mesleki eğitimin erken yaşlardan itibaren sistemli bir şekilde planlanması gerektiğini dile getirdi.
Dr. Kuralay, özellikle dijital çağın gereklilikleri doğrultusunda mesleki eğitimin öneminin daha da arttığını belirterek, yetenekli çocukların ilkokuldan itibaren akademik veya mesleki eğitime yönlendirilmesinin gerekliliğine işaret etti. Vehbi Koç ve Sabri Ülker gibi iş dünyasında erken yaşta çalışmaya başlayıp büyük başarılar elde etmiş isimleri örnek gösteren Dr. Kuralay, nitelikli eleman sıkıntısının günümüz Türkiye’sinin en önemli sorunlarından biri olduğunu vurguladı. Bu nedenle tüm liselerin meslek lisesi formatına dönüştürülmesi gerektiğini söyleyen Dr. Kuralay, “Oku adam ol” anlayışı yerine “Oku bir mesleğin olsun” felsefesini benimsemek gerektiğini belirtti. Dr. Kuralay, böylelikle ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişimine de güçlü katkılar sağlanacağını ifade etti.

ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİN TANIMI VE KÜRESEL DURUM
Kaan Sidar ise konuşmasında çocuk işçiliğinin tanımını, nedenlerini ve dünya genelindeki durumunu aktardı. Sidar, 5 ila 17 yaş arasındaki çocukların fiziksel, zihinsel, sosyal ve ahlaki gelişimlerini olumsuz etkileyen işlerde çalıştırılmasının çocuk işçiliği olarak tanımlandığını belirtti. Ekonomik sıkıntılar, eğitime erişim sorunları, göç ve mültecilik, aile baskısı ve geleneksel rollerin bu durumun başlıca nedenleri arasında yer aldığını ifade eden Sidar, 2024 yılı verilerine göre dünya genelinde 138 milyon çocuğun işçi olarak çalıştırıldığını vurguladı. Çocuk işçiliğinin en yoğun olduğu bölgelerin Sahra Altı Afrika ve Asya olduğunu dile getiren Sidar, gelişmiş ülkelerde ise bu oranın yüzde 1’in altında seyrettiğini kaydetti. Türkiye’nin bu alanda önemli bir başarıya imza attığını vurgulayan Sidar, 1994’te yüzde 15,2 olan çocuk işçiliği oranının 2019’da yüzde 4,4’e gerilediğini belirtti. Türkiye’nin bu ilerleme sayesinde ILO tarafından “örnek ülke” ve 2024 yılında “rehber ülke” olarak gösterildiğini söyledi.

ILO’NUN PERSPEKTİFİ
ILO Türkiye Direktörü Yasir Ahmet Hasan, video bağlantısıyla gönderdiği mesajında çocuk işçiliğinin yalnızca bireysel bir trajedi değil; aynı zamanda eğitim, sağlık, sosyal adalet ve sürdürülebilir kalkınmayı engelleyen küresel bir sorun olduğunu vurguladı. Her çocuğun öğrenme, oynama ve sağlıklı bir şekilde yaşama hakkına sahip olduğunun altını çizen Hasan, projenin çok paydaşlı yapısının önemine dikkat çekti. Hasan, işverenlerin, sosyal ortakların ve akademinin bir araya gelmesinin çocuk işçiliğiyle mücadelede kritik bir rol üstlendiğini belirtti.

HUKUKİ VE SOSYAL BOYUT
Çalışma Hayatı Derneği Başkanı Dr. Nurcan Önder de projenin temel amacının gıda sektöründe tedarik zincirinde çocuk işçiliğini önlemek ve sorumlu iş pratiklerini teşvik etmek olduğunu vurguladı. Dernek olarak çocuk işçiliği, zorla çalışma, ayrımcılıkla mücadele, örgütlenme özgürlüğü ve iş sağlığı güvenliği konularında farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini belirten Önder, uluslararası mevzuatların Türkiye’deki üreticiler için doğrudan bağlayıcı etkileri bulunduğuna dikkat çekti. İngiltere, Fransa, Hollanda, İsviçre ve Almanya’da çıkarılan modern kölelik ve tedarik zinciri yasalarının uyumsuzluk halinde ciddi ekonomik yaptırımlar getirdiğini ifade eden Önder, bu nedenle işverenlerin ve çalışanların bilinçlendirilmesinin kritik önem taşıdığını kaydetti. Türkiye’nin bu alanda geçtiğimiz yıl “rehber ülke” statüsü kazandığını hatırlatan Önder, 12 ay sürecek proje kapsamında işverenler, sendika personeli ve tedarik zinciri paydaşlarına eğitimler verileceğini, uluslararası politikalar üzerine yayınlar hazırlanacağını ve projenin sonunda kapsamlı bir kitapçık yayımlanacağını söyledi.

MEVZUAT YETERLİ, SORUN UYGULAMA VE DENETİMDE
Üniversitemiz Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Subaşı da sunumunda çocuk işçiliğinin temel nedenlerinden birinin yoksulluk olduğunu belirterek, ekonomik gelişme sağlanmadıkça bu sorunun tamamen ortadan kaldırılamayacağını vurguladı. Türkiye’de çocuk işçiliğinin önlenmesi için mevzuatın yeterli olduğunu ancak en büyük eksikliğin uygulama ve denetimlerde yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Subaşı, kayıt dışı ekonominin yaygınlığının da bu sorunu derinleştirdiğini dile getirdi. Çocukların istismara dayalı işlerden korunması gerektiğini, ancak gençlerin hiç çalıştırılmamasının da doğru olmadığını kaydeden Prof. Dr. Subaşı, mesleki yönlendirmenin önemine dikkat çekerek Devlet Planlama Teşkilatı’nın yeniden hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. İş sağlığı ve güvenliği konusundaki yasal düzenlemelerin uygulanmasının hayati olduğunu belirten Prof. Dr. Subaşı, iş güvenliği uzmanlarının bağımsız çalışması gerektiğini savundu. Konuşmasının sonunda Filistin’deki çocukların maruz kaldığı zulme de değinen Prof. Dr. Subaşı, çocuklara yapılan yatırımın ülkenin geleceği açısından en kıymetli yatırım olduğunu vurguladı. Etkinlik toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

