TR EN

Haberler

Prof. Dr. Rıdvan Şentürk: Müzik hakikati arama macerasıdır

İstanbul Ticaret Üniversitesi akademisyenleri ile düzenli periyotlarla yapmayı planladığımız röportajlar serisinin ilkini İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Rıdvan Şentürk ile müzik ve kimlik üzerine gerçekleştirdik. Müzik ve Kimlik başlıklı bir kitap yazan Prof. Dr. Şentürk, müziğin kimlikle ilişkisini, özgün Türk musikisinin özelliklerini aktardı.

Akademisyenlerimiz ile yapacağımız röportajları akademisyenler, öğrenciler ve ilgililerinin dikkatine sunmaya devam edeceğiz.

Müzik ve Kimlik kitabının yazarı Prof. Dr. Rıdvan Şentürk için müzik nedir? “Cennetten gelen bir ses” olduğu iddia edilerek ilahi bir anlam yükleniyor müziğe, müzik neden bu kadar önemli?

Prof. Dr. Rıdvan Şentürk: Müzik nedir sorusu, aşk nedir gibi cevaplaması zor bir soru. Esasen nedir sorusunu hangi varlığa yöneltirseniz yöneltin, aynı zorlukla ve belki de imkânsızlıkla yüzleşirsiniz. Örneğin madde nedir, ruh nedir, zaman nedir sonsuzluk nedir, insan nedir, hayat nedir soruları gibi. Bu yüzden birçok şeyi bizatihi kavramak, anlamak ve anlamlandırmak zor, bazen imkânsız olduğu için, çoğu zaman başka şeylerle nispeti ve münasebeti içinde anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırız. Bu elbette işimizi öyle çok kolaylaştırmaz. Çünkü bu sefer gerçekliğin görecelik alanında sonsuzca arama ve izafi nispetler arasında kaybolma tehlikesiyle yüzleşiriz.

Örneğin siz de, sorunuzda müzik ile Cennet arasında bir münasebet kuruyorsunuz ve müziğin Cennetten geldiği kabulünden hareket ediyorsunuz. Keşke öyle olsaydı. O zaman müziğin ruhu ve niteliği üzerine tartışmaz, müziği sadece insanı yücelten ve sonsuzlukla buluşturan bir imkân olarak kabul ederdik, sorun kalmazdı. Fakat biliyoruz ki müzik, diğer sanat dalları gibi, sadece yüceltilmesi gereken müspet bir şey değil, aynı zamanda dikkat edilmesi gereken, insanı kendine ve hayatın hakikatine yabancılaştırabilme potansiyeline de sahip sihirli bir kudrettir. Bu durumda müziği Cennetten gelen ses ile değil de, cennetini arayan ruhla ilişkilendirmemiz daha isabetli olacaktır.

Müzik belki de, Cennetten ziyade, insanın gurbette olduğu bu dünyaya aittir. Daha yerinde bir ifadeyle, insanın bu dünyada kendini arayışının, kurduğu Cennet hayallerinin, iyilik, güzellik, doğruluk, birlik ve ahenge duyduğu hasretin, fakat aynı zamanda yaşadığı hayal kırıklıklarının, ıstıraplarının ve hüsranlarının bir ifadesidir. Her halükarda müziğin, insanın dünyada oluşunu ve tarihsel macerasını anlamlandıran, varlık ve oluşun bütünlüğü ve sonsuzluk ilişkisiyle ontolojik bağını gösteren, ruhun âdeta varoluşun titreşimlerden meydana gelen tınılarına eşlik edişine veya edemeyişine yahut yabancılaşarak aykırı düşüşüne işaret eden sesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu çerçevede değerlendirdiğimizde müzik, insanın dünyada, yani gurbette oluşunun hikâyesini, kendini ve hakikati arayış macerasını, hayattaki yerini, duruşunu, aidiyetlerini ve tavrını, tarihsel süreçlerini ve ritimlerini ifadeye kavuşturan sözsüz dilidir diyebiliriz.

Elbette daha çok şey söylenebilir. Fakat müziğin ne olduğu veya kökenine dair asla söyleyemeyeceğimiz bir şey varsa o da, bütün sanat için geçerli olmak üzere şudur: Diğerleri arasında en soyut sanat dalı olan müziğin, insanın tabiatta duyduğu sesleri taklit merakından ve taklit için gerekli teknik becerisinden meydana geldiği iddiasıdır. Zira sanatın ne olmadığını bize gösterecek kati bir şey varsa o da taklit ve kopyadır. Sanat asla teknik beceri düzeyine indirgenemez. İnsanın kökeni neyse ve nerede aranıyorsa, sanatın da neşet ettiği yer orasıdır. Belki de bu yüzden, bütün tarih anlatımlarının ve arkeolojik çalışmaların gösterdiği üzere, insan ve sanatın kesiştiği biricik nokta dindir. Bu kesişmenin modern zamanlara kadar sürdüğünü, daha sonra, özellikle günümüzde ayrıştığını ve bu ayrışmanın sanatın akıbetini belirlediğini söyleyebiliriz.

Müzik ve Kimlik kitabınızda Osmanlı-Türk müziğinin doğuşunu, gelişimini ve durgunluk dönemine giriş sebepleri ile bu durgunluktan çıkması için izlenmesi gereken çözüm yollarını inceliyorsunuz. Bu arada müziğin kimlikle ilişkisi olduğunu belirterek edebiyat, dil, düşünce, mimari ve sosyalleşme süreçleriyle ilişkisini de ele alıyorsunuz. Müziğin kimlikle nasıl bir ilişkisi var?

Prof. Dr. Rıdvan Şentürk: Bilirsiniz, müzik ruhun gıdasıdır şeklinde bir söz vardır. Bu söz aslında diğer sanat dalları arasında en soyutu olan müziğin ruhla yakın ilişkisine belki de kök birliğine işaret ediyor. Şayet müzik nedir sorusunu, başka şeylerle nispeti ve münasebeti içinde cevaplamak zorunda kalacaksak, müziğin öncelikle ve mutlaka ruhla ilişkisini dikkate almamız gerekir. Zira müziğin ruhun gıdası olması, zaten ruhtan neşet etmesi dolayısıyladır. Ruhtan gelen bir şey ancak ruha sirayet eder, tıpkı yürekten söylenen sözün kalbe tesir etmesi gibi.

Demek oluyor ki, ruhun nasıl bir şey olduğunu anlamaya başladığımızda, müzik üzerine de konuşabiliriz. Ruh, sanılanın aksine, sadece kavraması, anlaması ve anlamlandırması imkânsız, biçimsiz, sûretsiz, zaman-mekân kayıtlarından ve sebep-sonuç ilişkilerinden azade, bir tür heyula veya boşlukta azot buharı gibi, neredeyse yalanla veya yoklukla özdeşleştirebileceğimiz, gerçeklikle hiçbir teması olmayan soyutluk değildir. Kuşkusuz ruh, her ne kadar insanın gurbette ve kendi sınırları içinde yaşadığı dünyada sonsuzluk iştiyakına işaret eden aşkınlık imkânı sunsa da, aynı zamanda yeryüzünün çamuruyla yoğrulmuş, göklerin yağmurlarıyla ıslanmış, rüzgârlarıyla savrulmuş, nehirlere, yeraltı sularına salınmış ve okyanuslara karışmış tarihsel bir varoluş macerasıdır; hayat ne denli gerçek, ne kadar somutsa, ruh da en az o kadar gerçek ve somuttur. Nasıl aklı, sadece soyut bir şey olarak değil, aynı zamanda ve daha çok yürüyüşünde, işleyişinde, eylem ve eserlerinde, üslubunda ve yönteminde, nihayet karakteristik tavrında ortaya çıkan somut ifadesi, yokluğu yok edicilik özelliğini ifadeye kavuşturan somut tesiri dolayısıyla tanıyor ve tanımlıyorsak, ruhu da öylece görüyor ve tanıyoruz. Ruhun bu dünyada ve kendi tarihinde gerçek bir varlık olarak tebarüz etme ve karakter kazanmasının başlıca yollarından biri de sanattır. Dil, düşünce ve bilimlerin yanında sanat, milletlerin tarihsel kimliklerinin oluşumunda ve biçimlenmesinde belirleyici roller üstlenen ruhi hasletlerin tezahür ettiği başlıca aksiyon alanlarından biridir. Bu yüzden milletlerin büyüklüğünün ölçüsü, işgal ettiği coğrafyanın genişliğinden, devletin ordu gücünden ziyade, bilim, düşünce ve özellikle sanat alanındaki özgünlüğü ve yetkinliğidir. Özellikle sanatı olmayan, büyük sanat kimliği inşa edemeyen milletlerin gelecek ufkunu yitirdiklerini, tarihsel varlıklarını geleceğe taşımakta zorlandıklarını söyleyebiliriz.

Bu yüzdendir ki, insanlığın inşasında, şöyle veya böyle yön alışında ve biçimlenişinde belirleyici roller üstlenmiş olan büyük milletlerin tarihini, savaşlardan ziyade düşünce ve sanat eserleri üzerinden okur ve kimliklerini değerlendiririz. Zira büyük sanat kimliği inşa edememiş toplulukların, tarihte büyük milletler olarak yer alamadıklarını, kendi tarihlerini yazamadıklarını görüyoruz. Bir milletin varoluş iradesini gelenekselleştirebilmenin ve tarihsel hafızaya dönüştürebilmenin en güçlü yolu sanattır. Kaldı ki bir milletin ontolojik kimliği çerçevesinde tebarüz eden aidiyet ilişkileri tarihsel hafızasına bağlıdır. İşte bu hafızanın en önemli haznelerinden biridir müzik. Bu çerçevede, mimari, resim ve edebiyat gibi temel sanat dallarından biri olan müziğin, bir milletin ruhi aksiyonlarını, ahlaki duruşunu ve tavrını, tarih içinde yürüyüşünü, gelenekselliğini inşa süreçlerinde tecrübe ettiği değişim ve dönüşümleri (varoluş ritimlerini) ifade eden kimliğinin en önemli ve bariz nişanlarından biri olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki bir milletin müziğinde gözlemlenen değişim ve dönüşümlerden hareketle tecrübe ettiği tarihsel süreçleri okumak ve değerlendirmek mümkündür. Belki de onun için, bir toplumun kimliğini değiştirmek için, müziğini değiştirmek gerektiği söylenmiştir.

 

 

Bugün özgün bir Türk müziğinin varlığından söz edebilir miyiz, Türk müziği neden yabancılaştı?

Prof. Dr. Rıdvan Şentürk: Öncelikle, Türk klasik müziğinin, klasik Batı müziğinin yanında kendine özgü karakteristiği ve sistematik yapısıyla, etnik kimlik sınırlarını aşabilmiş, klasik olma niteliği taşıyan ve belki de bu yüzden sadece etnik Türk müziği kimliğinin çok üstünde ve ötesinde müstesna bir geleneği ifade ettiğini vurgulamak isterim. Bu çerçevede Türk klasik müziği, etkileşim içinde bulunduğu bütün müzik geleneklerinin aradığı ses, ışık, renk, şekil, beden, duygu, düşünce ve ruh birlikteliğinin eşsiz ahengini sonsuzlukla mühürleyerek kendinde toplayan, en ideal formuna kavuşturmak suretiyle zirveye taşıyan ruhun tarihsel kimliğini temsil eder.  Fakat bu büyük geleneğin 18. yüzyıldan itibaren giderek artan bir oranda zayıfladığını, toplumla birlikte tarihsel varoluş iradesinden ve diğer sanat dallarından ayrışmaya başladığını ve nihayet kendini yenilemekte, aktüel zaman ve mekân şartlarıyla ve varoluş biçimleriyle buluşmakta zorlandığını söyleyebiliriz. Bu süreçte Tük müziğinin kendi geleneğine ve toplumun da Türk müziğine yabancılaştığını söylememiz mümkündür. Bu durumun sebepleri üzerine çok boyutlu uzun tartışmalar yapılabilir elbette. Fakat özetle bu süreci müziğin neşet ettiği ruhun kendine, tarihine yabancılaşması, yaşadığı zamanın aktüel ruhunu yakalayamaması ve gelecek perspektifi inşa edememesi şeklinde özetleyebiliriz. Öte yandan içinde yaşadığımız zamanının ruhunun bütün geleneksel yapılara yabancılaştığını ve klasik kimliklerin nefes almasına müsaade etmediğini de vurgulamamız gerekir. Bu çerçevede Batı müziği kimliğinin, özellikle klasik müziğinin günümüzde tecrübe ettiği durumun çok daha vahim olduğunu vurgulamak isterim.

 

Öz değerlerinden uzaklaşan Osmanlı-Türk müziğinin geçmişte sahip olduğu özgün kimliğini geri kazanabilmesi için neler yapılmalıdır?

Prof. Dr. Rıdvan Şentürk: Bu sorunun cevabının, kanaatimce büyük ölçüde eğitimle ilgili benimsememiz ve uygulamamız gereken politikalarda aranması gerekir. Türk çocuklarının dünyaya gelişlerinden itibaren, okul öncesinde, ilkokul, ortaokul ve lise dönemlerine kadar mutlaka Türk müziği ile tanışması ve onunla hemhal olması şarttır. Eğitimi okul öncesinde başlamayan, çocukluk döneminde yeşermeyen bir müzik kültürünün yaşaması ve gelecek zamanlara uzanması imkânsızdır. Özellikle bütün gerçekliğin görsellik/bedensellik formları içinde algılandığı ve tecrübe edildiği, varlıktan ziyade varoluş biçimlerinin, şahsiyetten ziyade tarzın önem kazandığı, ruhi hassasiyetlerin ve ahlaki değerlerin adeta animalist somutluk/görsellik fetişizmi tarafından tahrip edildiği günümüzde, çocuklarımızın/gençlerimizin soyut düşünme yeteneklerini geliştirmek en öncelikli vazifelerimiz arasındadır. Kuşkusuz bu çerçevede, soyut düşünme yeteneğini körelten değil, geliştiren müzik kimliği önem kazanmaktadır. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz süreçte, soyut düşünme yeteneğini geliştirecek en güçlü sanat dallarından biri olan, resimli anlatımların arka fon malzemesi olarak kullanılmayan müziğin ve tabii ki Türk müziği kimliğinin önemi daha da artmaktadır. Ne yapıp edip çocuklarımızı güzel Türkçe, kitap ve beş duyuyla sınırlı animalist algı dünyasına hitap etmeyen, daha çok ruh, beden ve sonsuzluk arasındaki dengeyi gözeten Türk müziği ile buluşmasını sağlamalıyız. Aksi takdirde korkarım her şey için çok geç olacak. Ruhsuz, görgüsüz, nezaketsiz, mutluluk ve başarı paranoyasıyla haz tatminine odaklanmış, gittikçe barbarlaşan bir dünyada, teknolojik ilerlemenin ve ekonomik büyümenin bize hiçbir fayda sağlamayacağı belli değil mi? Belki de bir gün, küreselleştiğimiz/kimliksizleştiğimiz ölçüde, sınırsız bir uzay boşluğunda kaybolup gitmekten haz duyacağız veya şimdiden bütün bir insanlık tarihini kuru bir gürültüye dönüştürecek hiçlik şuuruna ve nihilist varoluş biçimlerine savaş açacağız. Kim bilir?

Söyleşi: Hamit Kardaş

 

DİĞER Haberler

İstanbul Ticaret Üniversitesinin Paydaşları Arasında Yer Aldığı 6. Korkut Ata Türk Dünyası Film Festivali Başladı
5 Kasım 2026 İstanbul Ticaret Üniversitesi, Korkut Ata Film Festivali’nde Yönetmenleri ve Sanatseverleri Buluşturuyor
4 Kasım 2026 COP31’e Doğru Webinar Serisinin Kapanış Oturumunda “Döngüsel Kampüs” Projesi Tanıtıldı
4 Kasım 2026 İstanbul Ticaret Üniversitesinin Katkısıyla Üsküp’te Muhafazakârlığın Psikolojisi Tartışıldı
3 Kasım 2026 Erasmus Days Kapsamında Giden Öğrenci Oryantasyonu Gerçekleştirildi
2 Kasım 2026 Erasmusfest ile Uluslararası Kültürler Bir Araya Geldi
2 Kasım 2026 ‘Kültürel dışa açılma’ projesi, TEDA’da sıra yeni etaba geldi
2 Kasım 2026 COP31’e Doğru Webinar Serisinde İklim Finansmanı ve Ticaret Ele Alındı
28 Ekim 2026 Avrupa’da Finale Kalan MİYLOW’a Türkiye’den Ödül
27 Ekim 2026 İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden 6 Öğrenci Topluluğu MTKB Platformu’na Kabul Edildi
27 Ekim 2026
WhatsApp Memnuniyet Yönetim Sistemi