İstanbul Ticaret Üniversitesi akademisyenleri ile yaptığımız söyleşilerin ikincisini Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aşkın ile yaptık. Prof. Dr. Aşkın ile pandemi sürecinin psikolojik etkilerini, hayatımıza yansımalarını ve İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölümünün avantajlarını konuştuk.

2020 yılının mart ayından bu yana dünya ilginç bir süreçten geçiyor. Pandeminin ekonomik ve toplumsal etkileri oldu, eğitimde köklü değişiklikler oldu. Koronavirüs sürecinin psikolojik etkileri neler, bilgi verebilir misiniz?
COVİD-19 Pandemisi, dünya tarihine önemli kırılma anlarından biri olarak geçeceğe benziyor. Devletler, ekonomiler, kurumlar, toplumlar, insanlar ciddi bir stres testine tabi tutuluyor.
Tarih boyunca salgınların hanedanlıkların el değiştirmesinden sömürgeciliğe ve hatta iklim değişikliğine kadar kalıcı ve büyük etkileri oldu.
ABD eski Başkanı Trump, virüs salgınını ülkesinin maruz kaldığı en büyük saldırı olduğunu ifade etti. Şehirler günler içinde hayalet mekanlara döndü.
Böylesi bir kriz, hemen hiçbir ülkenin, toplumun, ferdin hesabında olmayan bir felaket, küresel ölçekte bir ruhsal travmadır. Üç ay önce yaptığımız bütün planlar, programlar, hedefler, hayaller çöpe gitti. Bu salgında çağımızın vazgeçilmezi denen özgürlüğümüzü, alışkanlıklarımızı, geleneklerimizi, hatta dostluk ilişkilerimizi bizzat kendi elimizle askıya aldık.
Bilim ve teknolojinin bu denli ilerlediği bir dönemde hala kaynağı yeterince anlaşılamamış bir virüsün saldırısı karşısındaki ilk bireysel tepkiler inkâr, şok ve şaşkınlık oldu.
İnkâr, başlangıçta tüm insanların başvurdukları ruhsal bir savunma tepkisiydi, sadece cehaleti değil böylesi bir dehşeti kabullenmekteki zorluğu yansıtıyordu. Öyle ki yeryüzündeki 8.7 milyar insanın her biri ölüm tehdidi altındaydı. Kamuoyundaki tartışmalar, “korkmayanları” korkutmaya yaradı ama zaten endişeli/kaygılı insanları da bayılmanın eşiğine getirdi. Travmatik ruhsal patolojiler çoğunlukla bu erken dönem dehşetli sahneleriyle oluştu.
Her bedensel duyumun COVİD-19’a yorulup test aracı aranması, binlerce-yüz binlerce sosyal medya paylaşımı ile zihinlerin alt üst edilmesi, televizyonların 24 saat salgın yayınına geçmesi ile söylentiler, yalanlar, maksatlı, uydurma haberler, korku, panik, depresyon, bir yandan hastane acillerine diğer yandan ruh sağlığı uzmanlarına koşmalar, vasiyetler, ekonomik kaygı, ödeme-ödeyememe sorunları, gıda tedarikinde sıkıntılar…
İlk şokun ardından insanlarda bir kabullenme, gerçeği soğukkanlı algılama ve sindirme, kendini ve ailesini kollama dönemi başladı. Devlet otoritelerinin getirdiği kısıtlama ve yasaklara uyum arttı. Öncelikle alınması gereken tedbirler tartışılmaya başlandı. Dezenfektan, kolonya, maske, “gıda takviyesi” adı altındaki bilumum malzemeler kapışıldı.
Küresel ölçekteki sabit ruh hali korku ve belirsizlik oldu: Salgına yakalanabiliriz, en yakınımızdakileri, sevdiklerimizi kaybedebiliriz.
Bu denli zorlayıcı bir durumda hepimiz yolumuzu kaybedebilir, bir türbülansta sürükleniyor hissine kapılabiliriz. Söz konusu belirsizlik ve hastalık endişesiyle yaşadığımız korku, mutsuzluk, ümitsizlik, çaresizlik gibi duygular herkesi zorlayacaktır.
Erken dönemdeki dehşet havasında adeta nükleer sızıntılı bir santrale girer gibi hastanelerine, yoğun bakımlara koşan sağlık görevlileri, arkadaşının nöbetini üstlenen çalışanlar, Sağlık ordumuzun adanmışçasına direnişi ve mücadeleci ruhu tarihe unutulmayacak bir not olarak düşüldü. Bu bizim kültürümüze mahsus göz yaşartıcı tablo, dünyada az sayıda ülkede ve ABD’nin ise yalnızca filmlerinde görünen, önemli bir insanlık ve vatandaşlık testimiz idi.
Salgın kurbanlarının evlatları ve diğer yakınlarından oluşan büyük bir yaslılar ordusu ile karşı karşıyayız.

Pandeminin ekonomik etkileri şimdi daha çok hissediliyor ve bu da insanlar üzerinde olumsuz tesirler bırakıyor. Bu konuda sıradan insanlar, ekonomi aktörleri ve işverenler ile politika yapıcılara düşen nedir? Bu süreçte daha sağlıklı bir toplumun inşası için kime ne görevler düşüyor?
Aylardır sahnede diğer ülkelerin yardım çığlıklarına, binlerce insanın evlerinde, sokaklarda ölmesine kayıtsız kalan, politik ya da ülkesel çıkarların insan yaşamına tercih edildiği bir dünyayı izledik: Virüs hepimize “dünya çıplak!” dedirtmiştir. İnsani değerler bu dönemde bir kez daha toplumları ayrıştırıyor, bireyciliği, kapitali yücelten toplumlar dayanışmanın can suyu olduğu bu günlerde yalnızlığı ve çaresizliği yaşıyor.
Salgının öğrettiği diğer bir önemli konu da dünyanın geri kalanında en azından belli ölçüde iyileşme olmadıkça hiç kimsenin yeterince sağlıklı ve güvende olamayacağıdır. Yaşanan felaket, “hepimizin aynı gemide olduğu” bilincini geliştirecektir, bunu pekiştirmek dünya liderlerinin işidir.
Kaygı hali, ekonomik kayıp ve işsizlikle birleştiğinde ağır bir psikolojik zorlanma oluşturmaktadır. İnsanların gelirlerindeki büyük düşüş̧, talebin daha azalıp belirsizliğin daha da artması anlamına geliyor.
Bu salgının bize öğrettiği diğer bir önemli bilgi, iyi bir geleceğin ilk şartının toplumun güvenine dayalı bir sosyal devlet inşası olduğudur.
Kaynaklar azaldıkça empati de azalacak belki insani ilişkiler eskisinden fena hale gelecektir.
COVİD-19 salgını sonrası dönemin tablosunu çizecek olan, kriz sonra erdikten sonra vereceğimiz kararlardan çok şimdi vereceğimiz kararlardır.
Toplumun ruhuna, kalbine ve aklına hitap edebilecek saygınlığa sahip insanların seferberlik zamanıdır. Zor zamanlarda insanımızın morale ihtiyacı çoktur.
Günün sonunda yaralarımızı topyekûn bir dayanışma ve birlik ruhuyla bu türbülanstan da güçlenmiş olarak çıkmayı umuyoruz.
Dışa dönük, özgüveni yüksek, yakınmayan, zorlanmaya dirençli, fiziksel aktivitesi fazla ve pozitif olan insanların daha dayanıklı olduğunu söyleyebiliriz.
Planlarını, hayallerini, inançlarını, insancıl tutumlarını, dayanışmayı, sevgiyi asla bırakmayan insanlar, diğerlerine oranla dayanıklı kalacaktır.

Bu süreçte insanlar ruhsal açıdan büyük sorunlar yaşadı, normalleşmeye doğru adım adım gidilirken insanların ruh sağlığını koruması, kaygılarla başa çıkabilmesi için neler yapması gerekiyor?
Stres, zorlanma karşısında normal insan reaksiyonudur, bu dönemde korku ve kaygı, gerginlik, her zamankinden daha çabuk yorulma doğal tepkilerdir: zorlanmanın uzaması, yoğunlaşması sağlığımızı olumsuz etkileyebilir.
Sürekli salgın haberlerine odaklanmak, hem medya/sosyal medya hem de çevredeki kötü haber taşıyıcılarıyla temas etmek son derece olumsuz etki yapmaktadır. Yeterli ve doğru bilgi sahibi olmak zorunludur. Bu bilgiler resmi sitelerde güncellenerek verilmektedir.
Sevdiklerimizle iletişim halinde olmak, ilişkileri sıcak tutmak, mümkün olduğunca sık ve görüntülü görüşmeler yapmak, onlara destek olmak, korkularımızı, kaygılarımızı paylaşmak, dertleşmek terapötik işlev görecektir.
Uyku ve sağlıklı beslenmeye özen göstermeli, alkol ve madde kullanımından uzak durulmalıdır.
Bedensel egzersiz ruh sağlığımız için de çok değerlidir.
İşyeri ya da evdeki çalışma süre ve yoğunluğuna dikkat etmek, işle iş dışındaki hayat arasındaki çizgiyi korumak kritik önemdedir
Bireysel olarak iyi gelen uğraşlara, manevi yönden destek olacak etkinliklere yeterince zaman ayrılmalıdır (sevilen bir şeyler dinlemek, sevdiklerimizle yakın zaman geçirmek, kitap okumak, dışarıda, doğada yürüyüş̧ yapmak, çiçeklerle ilgilenmek, hobilere zaman ayırmak, koşmak, dua etmek ya da ibadet etmek, meditasyon yapmak vs.).
Bu tür kriz dönemlerinde hayati kararlar verirken dikkatli olunmalıdır. Uzun vadeli düşünmeli, korku ve endişenin etkisiyle, üzerinde yeterince düşünülmemiş̧ kararlar vermemeye özen gösterilmelidir.
Sürüklendiğimizi hissetmeye başladığımızda ilk yapacağımız şey bir yerlere sıkıca tutunmak olacaktır! Akil dostlarla ve konunun uzmanlarıyla paylaşmak, derin nefes egzersizleri, dikkatimizi farklı alanlara çevirmek, salgın geçip gittikten sonra ileride bu günleri nasıl anlatacağımıza odaklanmak, yaşam amaçlarımızı kaybetmeksizin ilerlemek, hobiler, yeni şeyler öğrenmek, baskı altında acil çıkış yolları keşfetmek…

Türkiye’de psikoloji eğitiminin durumunu nasıl görüyorsunuz, İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölümü hakkında neler söylemek istersiniz?
Türkiye’de psikoloji eğitimini çok iyi veren yerler olduğu gibi verimsiz olan, işi diplomaya indirgemiş yerler de eksik değil maalesef.
İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölümü olarak asli amacımız öğrencilerinin sadece birer diploma sahibi olmaları değildir. Öğrencilerimize maksimum yarar sağlayacak özenli, titiz, çok yönlü ve disiplinli bir eğitim programı uyguluyoruz. Staj eğitimlerinin pandemi sürecinde dahi aksamaması için azami çabayı gösterdik. Eğitim proğramımızdaki Bitirme projeleri, Ödev sunumları, Rol Play’ler, erişim imkanları öğrencilerimizin kendilerini geliştirmesini, bireysel çalışma, yazma ve araştırma yönünden olgunlaşmasını sağlıyor.
Eğitim hizmeti sunarken öğrencilerimizin de “öğrenci psikolojisi” kalıplarından çıkmaları, geleceğe yönelik donanımlarının güçlenmesi, öz disiplinlerini korumaları için de gerekeni yapıyoruz.
Öğrencilerimizin de kendilerine sunulanları büyük ölçüde değerlendirdiklerini, kendilerini geliştirmek için çaba gösterdiklerini görmek bizleri mutlu ediyor.
Söyleşi: Hamit Kardaş